özlemkirtasiye.net

Cumartesi - kendine iyi bak

Kendine İyi Bak

“Kendine iyi bak” bir "veda" değil "elveda" cümlesidir çoğu zaman. O üç kelimeden çok daha fazlasını gizler içinde...

"Kendine iyi bak. Çünkü bundan sonra ben yanında olmayacağım. Olamayacağım. İstesem de istemesem de. Sevdim bir zamanlar seni, hala seviyorum ve benden sonra da mutlu olmanı istiyorum. Olur da bir gün dönersem seni iyi bulmak istiyorum.“

“Kendine iyi bak. Çünkü bundan sonra kendinden başkası olmayacak yanında sana bakacak. Ben olmayacağım. Kendine iyi bak ve beni düşünme. Çünkü ben de seni düşünmeyeceğim artık. Arama sakın beni, yazma, çünkü ben yazmayacağım. Sil beni yüreğinden, çünkü ben sileceğim. Fakat, yaşanılan, paylaşılan güzel şeyler hatırına sana yürekten mutluluklar diliyorum. Ve ben bir daha dönmemek üzere gidiyorum.”

"Kendine iyi bak. Aramızda geçen herşeye rağmen benden sonra iyi olduğunu bilmeyi tercih ederim. Aslında bilmem çok önemli değil, iyi olduğunu varsayacağım ben. Seni bir daha asla görmemek üzere gidiyorum ben, seni kendinle başbaşa, yapayalnız bırakıyorum ben. Biliyorum kendini bırakacaksın benden sonra, o yüzden iyi bak diyorum. Aslına bakarsan, çok da fazla umursamıyorum."

"Kendine iyi bak" derler ve giderler. Tutkuyla sevenler, bazen birden fazla söylerler bunu. Çünkü onları ayırmak, eti tırnaktan ayırmak gibidir. Kolay kolay kopamaz onlar, süreç çok acı vericidir, yürek parçalıyıcıdır. Her seferinde azalan umutlarla geri döner ve yine “Kendine İyi Bak” gözleriyle ayrılırlar. Ta ki umut da, sevgi de tükeninceye kadar…Ta ki son elveda mezar sessizliğine bürününceye kadar…

Tutkunun ötesinde sevenler, bir kez “Kendine İyi Bak “ derler ve giderler. Onlar eti tırnaktan ayırmak yerine ölümü yeğlerler. Onlar bu acıyı bir kezden fazla kaldıramayacaklarını bilirler.

"Kendine iyi bak" derler ve giderler. Bu sözlerin içinde ihanet yok, hiç bir zaman olamaz derler ve giderler. En büyük ihanet değil midir aslında seni seveni, ihtiyacı olanı yüzüstü bırakıp gitmek. "Kendine iyi bak" derler ve giderler. Seni suskunluğa mahkum edip giderler. Seni parçalara ayırıp, en büyük parçayı yanlarına alıp giderler. Seni senden alıp giderler.

Daha kötüsü suçlayamazsın onları tüm bunlar için. Kendine iyi bak deyip gidenin geçerli bir nedeni vardır elbet. Suçlatmaz kendini. Savaşmadıkları için kızarsın ama suçlayamazsın. Savaşmışlarsa, yenildikleri için kızarsın ama suçlayamazsın. Yenildiğin için kızarsın ama suçlayamazsın… Ayrılığın kaçınılmazlığına inandırır seni, "kendine iyi bak" derler ve giderler. Elinden umutlarını, düşlerini, sevgilerini alıp giderler. Bir tek anıları bırakırlar geride, bir de hatırladıkça gözyaşlarına boğulasın diye
unutulmayan nağmeler.

Arkalarına bakmadan çekip giderler eğer yalnız kalmışsan, çünkü insafsızlıklarını görmek istemezler. Herşey o saniye orada bitsin, kapansın bu sayfa isterler. "Bitti" diyemedikleri için, "kendine iyi bak" derler. "Kırıldım ve affedemiyorum" diyemedikleri için "kendine iyi bak" derler. "Seni istemiyorum artık, hayatımdan çıkaracağım ama bil ki hiç unutmayacağım" diyemedikleri için kendine iyi bak derler. "Biliyorum çok kanayacaksın ama daha iyisini yapamıyorum" diyemedikleri için "kendine iyi bak" derler. Vicdanlarını rahatlatmak için kendine iyi bak derler, çünkü o kan uzun süre akacaktır ve o yara asla kapanmayacaktır, bilirler.

"Kendine iyi bak" bir noktadır çoğu zaman. Kendine iyi bak deme bana, sadece kötülükler noktalansın isterim ben. Oysa sen iyisin… Sen gözümdeki ışık, dudağımdaki tebessüm, sen içimdeki sevinçssin. Sen hayatıma renk katan, sen yüreğimdeki çarpıntı, sen hayatımdaki neşesin. Sen yolumu aydınlatan, sen dert ortağım, sen gönül yoldaşım, sen bir tanesin. "Kendine iyi bak" deme bana. Nokta koyma.

Keşke böyle yaşanmasaydı bazı şeyler, keşke affedebilsen beni, keşke ben de affedebilsem… Keşke döndürebilsek zamanı geriye. Keşke bugünkü aklımızla yaşasak herşeyi baştan. Nafile... Ama yine de, gitmesen olmaz mı? Bitmesek olmaz mı? Sen eksikken, ben nasıl tam olurum? Senden kalan boşluğu kimlerle doldururum? Savaşsak, aramıza giren şeytanla olmaz mı? Hani büyük aşklar her türlü engeli aşardı, hani gerçek dostluklar her sınavı geçerdi, hani sevgi eninde sonunda kazanırdı? Hani hayatta hiç kirlenmeyecek değerler vardı? Hani en büyük zaferler, en kanlı savaşların ardından kazanılırdı? Bunların hepsi yalan mı? Sahiden..., gitmesen olmaz mı? Bitmesek olmaz mı?……….

Peki o zaman... Senin istediğin gibi olsun... Öyleyse...Sen de "Kendine İyi Bak."

"Kendine Iyi Bak" derler, kurşunu kafana sıkıp giderler.

ayşe ozan

www.blogcu.com/omasozturk  blogundan alınmıştır.şiiri de dinleyebilirsiniz

Yorum (5) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Çarşamba - online alışveriş sitemiz

üstad bediüzzaman said nursinin RİSALE-İ NUR kitaplarının tanıtımı ve yayınevlerinin yayınladığı eserleri ürünleri incelemek ve tanımak için kurulan www.ozlemkirtasiye.net  sitemizi ziyaret ediniz.

görüş ve düşüncelerinizi ekleyiniz.

 

 

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Cumartesi - zübeyr gündüzalp in mektubu

 

Aziz muhterem kardeşim ...

Mademki islam'ın her derdine razı olduğunu bildiriyorsun, bu müjdenle bize aşk ve şevk veriyorsun, O halde iyi dinle :

VAZİFEN, dikenler arasında güller toplayacaksın. Ayağın çıplaktır, batacak. Elin açıktır, ısıracak. BUNA SEViNECEKSİN.
Firavunlar kucağında büyüyen çocuk Musa'ları safına alacaksın. Aldığın için dövecekler. Konuştuğun için zindana koyacaklar, SEVİNECEKSİN.

Çöllere sürülsen kanınla ağaç yetiştireceksin. Kutuplara sürülsen , ısınla sebze yetiştireceksin . Yeşilliği sevmeyenler olacak. Yakacaklar, yıkacaklar. Sen bunu SABIRLA SEYREDECEKSİN.
Karanlık zindanlara salarlarsa; ışık, paslı vicdanları görürsen; ümit, imansız kalplere rastlarsan NUR vereceksin. Sen verdiğin için suç, sen getirdiğin için ceza, sen konuştuğun için mahkum olacaksın. Ve buna ŞÜKREDECEKSİN..

Anadan, yardan, serden ayrılacaksın. Candan, gönülden Kuran 'a sarılacaksın. Damla iken deniz, nefes iken tayfun olacaksın . Derdini yazmak için derini kağıt, kanını mürekkep edeceksin. Kimse ile görüştürmezlerse, Mecnun olup çöllere düşeceksin. Leyla arar gibi NUR arayanları bulacaksın... Bulamazsan üzülmeyeceksin.

MAKAMLAR, SERVETLER verirlerse, NEFSİNİ UNUTACAKSIN.

Yalan, iftira, çamur fırtınasına tutulursan, HİSSİYATINI TERK EDECEKSİN ...

Önünde demirden set yaparlarsa, dişinle deleceksin. Dağları toptan oymak gerekirse iğne ile oyacaksın. Unutma! nerede olursan ol; küfrün ve cehlin ta temelini çürüteceksin. Bir gün Kuran etrafındaki surların yıkıldığını görürsen; hemen kemiklerini taş, etlerini harç, kanını da su edeceksin. Etrafına ilimden, irfandan, faziletten, ahlaktan kaleler dikeceksin. Kaleler, fedai ister. Nasıl olsa sende içinde fedai olacaksın .

Bu mektubu okuyunca, Mesneviyi okuyan Yunus Emre gibi "uzun olmuş" diyeceksin. O'nun gibi ben olsa idim: "Ete, kemiğe bürünürdüm, Yunus diye görünürdüm" derdim dediği gibi, sen de ne lüzumu vardı uzun uzun saymağa, kısaca "KURAN TALEBESİ OLACAKSIN" deseydin yeterdi diyeceksin. Haklısın. Zira, İslam yoluna giren; bilir ki, bu yol kıldan ince, kılıçtan keskindir. Her kişinin işi değil, er kişinin yoludur.

Seni bütün ruhu canımla kucaklar, gözlerinden öper, dualarına mukabele eder, Allah rızası dairesinde bulunmak üzere mektubuma son verirken, dalalete düşen din kardeşlerimin, kısa bir zamanda sizin gibi hidayete ermelerini Cenab-ı Vacib-ul Vucud olan Hazret-i Allah'tan niyaz eylerim. Amin .


(merhum) Zübeyr GÜNDÜZALP

www.ozlemkirtasiye.net

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Cumartesi - hüzün yılıyla gelen

Hüzün Yılıyla Gelen


ASR–I SAADETİN OLAYLARINI kronolojik bir sırayla okurken, o ‘saadet asrı’nda bir ‘hüzün yılı’ çıkar insanın karşısına: nübüvvetin onuncu yılı. Bu yıl, bizatihî Resûl–i Ekrem aleyhissalâtu vesselamın ifadesiyle ‘senetü’l–hüzün’dür. Yani, o seneye bu adı veren, bizatihî Hz. Peygamberdir.

Nübüvvetin onuncu yılı, gerçekten hüzün yılıdır. Zira, bu yıl içinde onu kavmine ve kabilesine karşı koruyan amcası Ebu Talib öldüğü gibi, o dışarıda her ne sıkıntı ve eziyete uğrarsa uğrasın evine döndüğünde huzur ve sükûn bulmasını sağlayan ‘anneler annesi’ eşi Hz. Hatice de vefat etmiştir. Ve, bu iki ölüm dolayısıyla Hz. Peygamber’in evde ve ev dışında ‘sığınaksız’ kaldığında, gemi azıya alan Mekkeli müşrikler onu öldürme planları yapmaya başlamışlardır. Bu yüzden Taif’e iltica etme teşebbüsünde bulunan Nebiyy–i Zîşan (a.s.m.), bir büyük darbeyi de oradan yemiş; iltica talebiyle gittiği bu şehri taşlanarak terketmiştir.

Resûl–i Ekrem’in (a.s.m.) iki vefatın akabinde en ziyade zulme maruz kaldığı ve kendisini en ziyade savunmasız bulduğu bu yıl, diğer taraftan, onun ubudiyetin en kemal çizgisine ulaştığı yıldır. Esbab dairesinde herşeyin aleyhine dönmüş gözüktüğü o ortamda, Efendimiz aleyhissalâtu vesselam, ‘aczini dergâh–ı ilahîde mühim bir şefaatçi yapma’nın eşsiz bir örneğini yaşama imkânını da sağlamıştır. Hz. Peygamber’in taşlanarak Taif’ten kovulduğu, ancak bir bağa sığınması sayesinde taşların vücudunu daha fazla yaralamasından kurtulduğu bir hengâmda yaptığı ilk iş, namazdır. Resûl-i Ekrem (a.s.m.) sığındığı o bağda biraz dinlenip sükûn bulduktan sonra, yarasını temizleyip abdest almış, ardından da iki rekat namaz kılmıştır. Namazın sonunda Rabbine sunduğu münacat ise, Rububiyet-ubudiyet ilişkisinin tarifsiz bir örneğidir. Meali dahi insanı huşû ve huzûa getiren bu münâcatta, Nebiyy–i Zîşan (a.s.m.), bir ‘abd-i aciz’ olarak Kadîr-i Rahîm’e şöyle seslenmiştir:

“Yâ Allah! Gücümün zayıflığını, tedbirimin azlığını, halk nazarında hakîr görülüşümü sana arz ve şikâyet ediyorum.

Yâ erhamu’r–râhimîn! Sensin zayıf düşenlerin Rabbi! Sensin benim Rabbim!

Sen beni kime bırakıyorsun? Senden uzak olan ve beni gördükçe suratını asan kimselere mi? İşimi eline verdiğim düşmana mı?

Eğer Senden bana karşı bir azap yoksa, hiç gam çekmem.

Senin af ve mağfiretin, benim için, gazabından daha geniştir.

Senin üzerime gazab indirmenden, yahut gazabının üzerimde yerleşmesinden, Senin karanlıkları aydınlatan, dünya ve âhiret işlerini düzene koyan Vechinin Nuruna sığınırım!

Herşey Senin rızan içindir ve bütün güç, kuvvet de Sendedir, Senin Elindedir!”

Müthiş bir teslimiyet yüklü bir münacattır bu. Hz. Peygamber, kendi durumu, uğradığı eziyeti dergâh-ı ilâhîye şikayet ettikten sonra, “Eğer Senden bana karşı bir azap yoksa, hiç gam çekmem” diyerek, bu yaşadıkları Rabbi tarafından bir gazap ve bir itab olarak gelmedikten sonra bütün bunlara razı olduğunu bildirmekte; ve doğduğu yerin ölümüne susadığı, sığındığı yerin ise taşlamayı seçtiği o şartlarda nihaî sığınağın o olduğunu ve buradaki herşeyin O’nun için olduğunu teyid etmektedir.

Bu münâcatın hemen ardından vuku bulan ilk olay, son derece manidardır. Mekke’de barınamayan, Taif’ten de taşlanarak kovulan Hz. Peygamber’in yanına sığındığı bağın Hıristiyan kölesi Addas gelecek ve bağın sahibi iki Mekkeli müşrikin yolladığı birkaç salkım üzümü getirecektir. Efendimizin o esnada Addas’la yaptığı üç-beş dakikalık sohbet, Addas’ın nereli olduğu, Addas’ın memleketi Ninova’nın Hz. Yunus’un memleketi olduğu, Peygamberlerin ‘kardeşliği’ üzerinedir. Sohbet-i nebevîden bu kadarlık bir hissedarlık, Hıristiyan köle Addas’ın kalbini İslâm’a açmasına yetmiştir. Mekke ve Taif örneğinde görüldüğü üzere, kendi kavim ve kabilesinin ona yüz çevirdiği hengâmda umulmadık bir anda umulmadık bir yerde umulmadık bir kişiden gelen bu hidayet, Resûl-i Ekrem’in (a.s.m.) az önce ettiği münacata karşı dergah–ı ilâhîden taze bir kabul mesajı niteliğindedir.

Yine bu münâcatın ardından, Cebrail aleyhisselam Resûl–i Ekrem’e gelerek Rabbinin onu kendisini taşlayan Taifli zalimler güruhuna karşı Allah’ın gazabını ve azabını isteyip istememe hususunda muhayyer bıraktığını söyler. O şanlı nebî, “Ben rahmet peygamberiyim” sözünü, işte öylesi bir vasatta söyler. ‘Ben onların helâk olmalarını istemem. Bilakis, Allah’ın onların sulblerinden yalnız Allah’a ibadet edecek, O’na hiçbir şeyi şerik koşmayacak kimseler çıkarmasını dilerim.”

Mekke’ye dönüş yolunda, yine bu münâcatın ardından gelen bir diğer ilâhî ikram ise, kavmi ve kabilesi onun sözlerine kulak tıkamışken, Nahle’de namaz kılarken okuduğu Kur’ân’ı duyan cinlerin imana gelmesidir.

Sonrasında, Hz. Peygamber, Mut’im b. Adiyy’in sağladığı himaye ile hiç kimse ona ilişemeden yeniden Mekke’ye girebilecektir. Bu, Hz. Peygamber’e bu eşsiz münâcatın ardından gelen dördüncü bir hediyedir.

Hediyelerin en büyüğü ise, biraz daha sonra gelir.

Kudsî nebi, o hüzün yılında iki büyük ölümün ardından önce Mekke’de, sonra Taif’te uğradığı haksız ve çirkin muameleyi öfke nöbetlerinin, hikmetsiz feveranların yahut Rabbine karşı isyanın sebebi yapmadığı; bilakis, böylesi bir durumda ‘aczini dergâh-ı ilâhîde en mühim bir şefaatçi’ kılan muazzam bir sükûnet ve teslimiyet hali sergilediği için, o hüzün yılının ertesinde yeryüzünde başka hiçbir insanın erişemediği bir nimete mazhar kılınır: Mirac.

Mirac ki, ‘beş vakit namaz’ gibi bitimsiz bir hediyeyi de getirecektir.

Mirac’ın da yaşandığı bu ‘ertesi yıl’da gelen bir diğer ilahî hediye ise, Medine’nin sinesini İslâm’a ve Peygambere açmasıdır.

Hüzün Yılında hüznün en yoğun günlerinin hemen ardından gelenlerin ve Hüzün Yılının ertesinde gelenlerin, yılını ‘hüzün’le yaşayan mü’minler için söylediği çok şey vardır.

Demek ki, musibetlerin üstüste yığılmış gözüktüğü ve sebepler âleminde hiçbir ümit ışığının gözükmediği bir durumu yaşıyorsak, bize düşen, asla isyan değil, asla yeis de değil, dua ve münacattır. Aczini dergâh-ı ilâhîde en mühim bir şefaatçi kılan halis bir yönelişle Rabbinin rahmet kapısını çaldığında, karşılık muhakkak gelecektir.

Kısacası, hüzün yılları ve de hüzün günleri, asla ve asla, öfke, isyan ve galeyan günleri değildir. Mü’mine düşen, böylesi yılları ve günleri Peygamber mirası bir teslimiyetle karşılayıp, Zât-ı Zülcelâl’in ‘karanlıkları aydınlatan, dünya ve âhiret işlerini düzene koyan Vechinin Nuruna sığınmak’tır.

Bu başarıldığı takdirde, Rabb-i Rahîm bize âcil ikramlarda bulunduğu gibi, Mirac-misal inkişaflar ve Hicret–misal fütuhatlar da ardısıra gelecektir.

Ne mutlu hüznünden mirac meyvesi devşirenlere!

Ne mutlu aczini isyan sebebi değil, rahmeti celb vesilesi kılanlara!


Metin Karabaşoğlu
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Cumartesi - Efendimizden tavsiyeler

Efendimiz'in Nur ikliminden En Güzel Tavsiyeler


Celaleddin Süyuti (rahimehullah) şöyle buyurdular: Ben Şeyh Şemseddin bin Kımah’ın defterinde onun hattıyla yazılmış, Ebu’l-Abbas el-Müstağfiri’den rivayet edilmiş bir yazı gördüm. Orada şöyle deniyordu:

Mısır’a Ebu Hâmid el-Mısrî’den ilim tahsil etmek için yola çıktım. Vardığımda ondan Halid bin Velid’in rivayet ettiği hadisi istedim. Bunun için bana bir sene oruç tutmamı söyledi. Oruçları tutup tekrar hadisi istemeye gidince onu Halid bin Velid’e kadar bütün isnadıyla bana aktardı. Şöyle ki: Bir adam Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)’ye gelerek, “Size dünya ve ahiretle alakalı soracak sorularım var.” dedi. Bunun üzerine Efendimiz ona, “Ne istiyorsan sor.” buyurdular. O zat da sorularına başladı:

Ey Allah’ın Peygamberi!
Ben insanların en alimi, en bilgilisi
olmak istiyorum. Ne yapmalıyım?

Allah’tan çok korkup takva
dairesi içine girersen insanların
en alimi olursun.

İnsanların en zengini olmak istiyorum.
Kanaatkâr olursan insanların en zengini olursun.

İnsanların en hayırlısı olmak istiyorum. İnsanların en hayırlısı, faydalı olandır. Sen de insanlara faydalı ol.

İnsanların en adaletlisi olmak istiyorum.
Kendin için istediğini insanlar
için de istersen insanların en adili olursun.

İnsanlar içinde Allah’a en yakın, O’nun en has kullarından olmak istiyorum.
Allah’ı çok zikredip anar ve hatırlarsan o zaman Allah’ın en has kulu olursun.

Muhsinlerden, iyilik edenlerden olmak istiyorum.
Allah’a, O’nu görüyor gibi ibadet
et, her ne kadar sen O’nu
görmesen de O seni görüyor.

İmanımı kemale erdirmek istiyorum.
Güzel ahlaklı olursan imanın kemale erer.

Allah’ın emirlerine itaat eden itaatkâr kullarından olmak istiyorum.
Allah’ın farzlarını yerine getir,
itaat edenlerden olursun.

Allah’a günahlarımdan arınmış, tertemiz olarak gitmek istiyorum.
Cünüp olduğunda tertemiz olacak şekilde gusül abdesti al, kıyamet günü üzerinde hiçbir günah olmaksızın Allah’a kavuşursun.

Kıyamet günü nur içinde haşrolmak istiyorum.
Hiç kimseye zulmetme, kıyamet günü nur içinde haşrolursun.

Rabb’imin bana merhamet etmesini istiyorum. Önce kendine ve insanlara
merhamet et ki; Allah da
sana merhamet etsin.

Günahlarımın azalmasını istiyorum.
İstiğfar ederek günahlarının
bağışlanması için Allah’a
yalvarırsan günahların azalır.

İnsanların en kerimi olmak istiyorum.
Allah’a kullarını şikayet etmezsen insanların kerimi olursun.

Rızkımın bol olmasını istiyorum.
Temizliğe devam edersen rızkın bol olur.

Allah ve Rasulü tarafından sevilmek istiyorum.
O zaman Allah ve Rasulü’nün sevdiklerini sev, sevmediklerini de sevme.
Allah’ın bana kızmasından kendimi korumak istiyorum.
Kimseye kızmazsan Allah’ın gazabından ve kızmasından kurtulursun.

Duamın kabul edilmesini istiyorum.
Haramlardan sakınırsan
duaların kabul olur.

Allah’ın beni başkalarının yanında rezil etmemesini istiyorum.
Namusunu koruyup iffetli ol ki;
insanlar yanında rezil olmayasın.

Allah’ın ayıplarımı, kusurlarımı örtmesini istiyorum.
Kardeşlerinin ayıplarını örtersen
Allah da senin ayıplarını örter.

Benim günahlarımı ne siler?
Gözyaşların, hudûun (saygıyla
Allah’a kulluğun) ve hastalıklar.

Allah yanında hangi iyilik daha faziletlidir?
Güzel ahlak, tevazu, belalara
sabır ve kazaya rıza.

Allah yanında en büyük günah hangisidir?
Kötü ahlak ve Allah’ın emirlerine karşı gösterilen cimrilik.

Rahman Allah’ın gadabını ne dindirir?
Gizliden gizliye sadaka vermek
ve sıla-i rahim (akrabaları
ziyaret ve görüp gözetmek).

Cehennem ateşini ne söndürür?
Oruç. (Ali el-Müttaki, Kenzu’l-
Ummal, 16/127-129)
www.ozlemkirtasiye/forum  dan alınmıştır

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Pazar - mevzular iklimi 2

 

Mevzular iklimi 2

Mikro ve makro alemde cereyan eden hadisat’a ve olgulara,kendimizden başlayarak tefekkür boyutu
Hassasiyeti ile hakikatin projektörünü tutmalıyız.


Başkalarını suçlamak,eleştirmek,tenkit etmek hayatta bir şey başaramayanların başvurduğu en kolay yoldur.Daha doğrusu psikolojik bir savunma refleksidir.


Dakik ince mevzulardan uzaklaştık,kaba ve anlamsız mevzularla uğraşıp duruyoruz.Daha vahimi de,mizansız,ölçüsüz,mücadele suretiyle tartışma handikabına düşmek…


N.Fazıl’’Gitti su yollarını kıvrım kıvrım bilenler’’Bir başka yerde’’Güzel insanlar,güzel atlara binip gittiler’’diyordu.İyiliği baş tacı edip,kötülüğün her türlüsüne yasak damgasını vurup içinden ve dışından men eden,hikmet ve basiret burcundan,güzelliğe davet eden,bilgelikle pişmiş,hamlıktan uzaklaşmış,olgun ve oturaklı,sanatında üstün,sözü yerinde,aşkla yoğrulmuş,insaf ve merhamet yüklü erler çekildi aramızdan…
‘’Ne güzel atlardı onlar,
Onca yol çiğnediler ama,
Hiç çiçek çiğnemediler…’’Osman Sarı.


Öyle bir devre rast geldik ki,hazan mevsimi vurmuş yapraklar gibi darmadağınık insanlar.Gökteki ay ve yıldızları araştıranlar,kapı komşularından habersiz,kendilerinden bile uzaktalar…!
‘’Firakından kavrulur çölde kum taneleri.Ahuların içinde sevdan akkor gibidir…’’


‘’Erdemin bereketin doldurur haneleri,Sensiz hayat,toprağın sırtında ur gibidir…’’N.Genç ne doğru söylemiş.İnsanlık müthiş bir yalnızlık yaşıyor,sahtelikler sarmış dört bir yanımızı,sentetik güzellikler,yapmacık gülüşler,resmi bir tebessümle yanımızdan geçenler…
‘’Kendinin bile ücrasından yaşayan benim için,Gidecek yer ne kadar uzak olabilir?

Başım açık,saçlarımı ortadan ikiye ayırdım.Kimin ülkesinden geçsem,Şakaklarımda dövmeler beni ele verecek.Cesur ve onurlu diyecekler,Halbuki suskun ve kederliyim….’’İsmet Özel


Bugün insanlar umutlarını kaybetmişler.Başıboş ve mutsuz arşınlıyorlar sokakları.Aydınlar kendi hakkına yabancı..Entel duruşları ve epistemolojik yorumları halkın derdine deva değil…


‘’Sözüm bilmez bazı nadan elinden
Erkan ağlar,usul,usul ağlar,yol ağlar
Bülbülün feryadı gonca gülünden
Gülşen ağlar,bülbül ağlar,gül ağlar…’’Gevheri…


www.ozlemkirtasiye.net

kitap şiir forum sohbet vcd oks öys ve klasikler

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Pazar - iklim 1

MEVZULAR İKLİMİ (I)

Ne mutlu sevgi anaforlarında,sevgi burçlarında bir ay gibi doğanlara
Muhabbet,aşk-sevgi her dilde aynı sırrı terennüm ediyor.İnsan en çok sevmeye,sevilmeye layık varlık.

Kalb-i beşerde nuranileşen duygu.Mevlana’’Atomlardaki cezbe-in azap(çekim) ’’meselesini bu aşk dalgalanmasının bir sureti olarak tasvir etmiştir.İnsan kalbinin cephesini’’nefret,öfke,’’mecazi kalır ve acımaya inkilab eder.

R.Garavdy,’’Sevmek,ölüm dahil her ne pahasına olursa olsun başkasını,kendisine tercih etmektedir’’diyor.
Yaşadığı ortamı’’Yaşanmaz hale getirenler; sonra serzeniş de bulunanların’’aksine,yeryüzünde sulh ve selameti getirecek sevgi havarileridir diye düşünüyorum.

Eflatun’’İnsanda sevgi ve nefret duygusu bir birinin zıttıdır.Sevgi yoksa nefret,nefret yoksa sevgi doğar ‘’demiştir.
Taştan daha katılaşmış,sevgi ve affı unutmuş yüreklerimize sevda ikliminin İbrahim’in güllerini,teslimiyetini kaim kılsın’’.

İlber Ortaylı ‘’Kimse kimseyi tanımamakta ve tahammül edememektedir.Bu çözülmelidir ‘’diyor.
Önümüzde devasa boyutlarıyla duran mevzular vardır,Kimileri hayranlıktan vecd ile kendinden geçmiş(!)

Kimileri hazımsızlıktan yekdiğerini imhaya yeltenmiş!

Okumama hastalığı kemiklerimize işlenmiş, çağın hastalığı gibi.

Sokrat’’Ben yaşadığım çağın üzerindeki ataleti ve uyuşukluğu kaçırtan at sineğiyim ‘’diyor…
Cemil Meriç’’Bu vatanı yaşanmaz bulanlar,yaşanmaz hale getirenlerdir! ’’diyor 

www.ozlemkirtasiye.net

 

 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Pazar - yolcuyum bana da gülümse

 

YOLCUYUM BANA DA GÜLÜMSE


"Ateşten kızaran bir gül arar da
Gezer bağdan bağa çoban çeşmesi…

F. Nafiz ÇAMLIBEL

Ben, seni aramak ve bulmak için düştüm yollara... "Aramakla bulunmaz..."diyen söze aldanmadım. Bakmadım sözün bu yanına.... Susuzluğumu hissediyorsam bana değildi bu söz. Zîra devamında "Bulanlar; ancak arayanlardır..." ümidini fısıldayan bir ses vardı. Ve ben o sese uyup düştüm yollara... Çünkü içimdeki bu hasret ateşini sen yaktın. Bu çağıltılı "ara ve bul" sesi senden geliyordu... Bu senin çağrındı. Nasıl dururdum zincirlerimle... Nasıl beklerdim hapishanemde... Kırdım zincirlerimi, yıktım duvarlarımı... Düştüm yola... Artık bir yolcuyum ben de... Ezelle ebed arasında yoldayım şimdi. Seni arıyorum ama bilirim ki yoldaşım da yine sensin. Çünkü sen olmasan ne yol olurdu ne yolcu.

Ne kadar yol yürüsem önüm kapı ardım kapıydı... Seslenişim sanaydı bu yüzden: "Aç kapını ben geldim!" diye... Seni bulduğum, bildiğim her yerde, her nesnede rengin vardı, kokun, sesin. Ama hiç biri sen değildin. O yüzden baygın kokularıyla sermest olsam da gülün bir bir solup düştü yaprakları... Hangi suyu içsem daha da susadım. Hangi ekmeği yesem daha da acıktım. Hangi Züleyhâ'nın vuslat kapısında bulsam kendimi, bir hiçlik kuyusuna düştüm. Düştüm dünya gayyasına, düştüm. Düşmeyen kalkmaz, yitirmeyen aramaz ki... Düştüm, kalkacağım, yitirdim arayıp bulacağım.

Başı dumanlı dağlara düşüyor yolum, denize koşan sulara... Toprakla buluşan yağmura... Açan çiçeğe, uçan kelebeğe... Seni soruyorum. "Daha git..." diyorlar... Gidiyorum vadiler aşıyorum, yanardağlar gibi kalbimin ateşini salıyorum her yere... Haramiler çıkıyor önüme..."Dur, bekle..."diyorlar. Ama ben, akan sulara, yıldızlara bakıp "Ötesi... ötesi..."diyorum. Yürüyorum. Ne ten, ne can, ne yâr ne yâran.. .Geçiyorum hepsini... Ne şiir kurtarıyor beni ne söz... Adım ne, kimim ben, kadehimde ne var? Yoldayım ama illerim hani? Bunu da sen biliyorsun ancak. Biliyor ve çağırıyorsun kendine. Ama ne kadar gitsem, yol uzuyor, kısalmıyor.

Ben bu dert ile kime yanayım. Kime anlatayım sabahtan akşama senin için koştuğumu... Senden gelip sana gittiğimi... Akşam heybetinle kendimden geçip sabah merhametinle kendime geldiğimi.. .Ey kırık gönlün dermanı, ey Mecnun'un Leylâ'sı...Zebur okuyup Davut oldum, İncil okuyup İsa oldum. Yeryüzüne indim. Gökyüzüne ağdım. Çöl gecelerinde Medineli kızlarla şarkılar söyledim sevgilinin aşkına... Artık göster kendini de yeniden bir fidan gibi dikileyim toprağına... Çünkü derdim var, şifa senden, yol senin. Sen izin vermezsen yürüyemem. Yorgun düşüyor bedenim, güç ver. İçimin pencerelerini aç... Ne dünya kalsın ne ukbâ... Ezel günündeki nidanla beni bir daha çağır. Çünkü sultan sensin, devlet senin, izzet senin. Bak, yağmaya verdim cihanı... Tek yolunda yürüyeyim diye... Çünkü yol da senin, yolcu da... Renkten renge giriyorsun, bir sırrını çözemeden başka bir tecellinle kamaştırıyorsun gözlerimi... Aciz olan benim, kudretli olan sen...

Öyleyse tut ellerimden. Kapat gözlerimi... Kapat ki açtığımda seni göreyim. Kesreti geçip vahdete ereyim. Bir çift yeşil göze mahkûm etme beni... Yasemin kokulu bir bahçeye.. .Ne geçmişe ne bugüne ne geleceğe...Rahmet ki bitsin bu mahmur gece...Ben sabahına uyanayım.mustafa özçelik

www.ozlemkirtasiye.net

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Cuma - sultanıyegâh atilla ilhan

SULTAN-I YEGÂH

 

                        şamdanları donanınca eski zaman sevdalarının

                        başlar ay doğarken saltanatı sultan-ı yegâhın

                        nemli yumuşaklığı tende denizden gelen âhın

                        gizemli kanatları ruhta ölüm karanlığının

                        başlar ay doğarken saltanatı sultan-ı yegâhın

 

                        yansıyan yaslı gülüşmelerdir karasevdalı suda

                        bülbüller kırılır umutsuzluktan yalnızlık korusunda

                        eylem dağılmış gönül tenha çalgılar kış uykusunda

                        ölümün tartışılmazlığı nihayet anlaşılsa da

                        başlar ay doğarken saltanatı sultan-ı yegâhın

 

                        bir başkasının yaşantısıdır dönüp arkamıza baksak

                        çünkü yaşadıklarımız başkasının yargısına tutsak

                        su yasak rüzgar yasak açık kapılar yasak

                        belki bu karanlıkta yasakları yasaklasak

                        başlar ay doğarken saltanatı sultan-ı yegâhın

                                                                   atilla ilhan

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Cuma - şahane serseri atilla ilhan

ŞAHANE SERSERİ

 

                        yolumdan çekil yavrum

                        bağlasalar duramam

                        demir âsâ demir çarık dedim

                        neyleyim

                        yolculuk dedim

                        ağaçlara tünedi yine akşam kargalarla bir

                        rüzgar kendini yerden yere vuruyor

                        kırık dökük yıldızlar belirdi uzaktan

                        telsiz mevceleri ardım sıra koşturuyor

 

                        anamdan yolcu doğmuşum

                        yedi dağın yolları kalbimden geçer

                        salkım salkım mısralar gelir içimden

                        dudaklarımda yağmur damlaları

                        alır beni yollar beni alır gider

                        anamdan yolcu doğmuşum

                        nehirlerle birlikte denizlere kavuştum

                        akşam dedim

                        şu koca dünya dedim

                        ağlasam dedim

 

                        yola bir düşüldü mü ömür boyunca gidilir

                        ekmeğin ve şarabın peşinden

                        turnaların peşinden

                        büyük şehirler büyük aşklar

                        çığlık çığlığa terkedilir

                        ben

                        çocuklar gibi sevdim devler gibi ıstırap çektim

                        damarlarımda dünyanın bütün rüzgarları

                        harplere açlıklara yalnızlığıma rağmen

                        anamdan yolcu doğmuşum

                        neyleyim

                        gurbet dedim

                        vatan dedim hürriyet dedim

                                                   atilla ilhan

Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

hayata ve insana dair

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
e-posta
özlemkitabevi

Arkadaşlarım

omasozturk
hidayet
ozlemkitabevi
edebiyatvakti
edebinur